28 Aralık 2012 Cuma

Gizli Anların Yolcusu

Bu gün 100 sayfası kalmış bir kitabımı anlatacağım. Sonunu Sarımsak'tan öğrenmiştim almam diye düşünerek ama alınca sonlara doğru kendini tekrar etmeye başladığını fark ettim ve sıkılmaya başladım. O yüzden, şu an  Handan Durgut'un 15 Ocakta'ki söyleşisi için Kılçık Uçurtma, Paprika, Denize Düşen Yıldız adlı "çocuk" kitaplarını okumalıyım. Paprika dışındakilere pek ısındığım söylenemez. Ama okuduktan sonra yazmayı düşünüyorum buraya da. Önyargımızı yıkalım, belki güzeldir :) Bu arada Türkçe öğretmenim de blogumu okuyor! Lütfen gözüne girmem için ve çok çok yazılar paylaşmam için yorum yapın. Eksiklerimi görmek isterim.

Anlatacağım kitap Gizli Anların Yolcusu. 

Yazarı: Ayşe Kulin
Sayfa Sayısı: 427
Yayın Evi: Everest Yayınları

Bu kitabı, arkadaşımla yazı yazarken şans eseri Tumblr'de gördüğümüz bir yazı nedeni ile aldım. Yazı bu kitabın 2.si Bora'nın Kitabı'ndan bir yerdi. Çokta hoştu. Sarımsak'a sordum biliyormuş, önermedi ama ben  hangi akla hizmeten aldıysam, çok hoş olduğunu düşünmemeye başladım. 

Konusu: İlham'i Bey'in yayın evinde çalışan Bora'nın, kitabını bastırmaya karar vermesi ve İlhami Bey'in de karısı ile arasının bozulması yüzünden Bora'ya ilgi duymasını anlatıyor.

Yorumum: Ben bu kitabın gaylere olan düşmanlığı azaltacağını, önyargılarımızı kıracağını düşünerek aldım. Öyle bir heves başladım, açıkcası ilgimde vardır bu tür şeylere. :) Ama ilerleyen bölümlerde kendini tekrar ettiğini ve olayların "pembe dizi" kıvamına geldiğini fark ettim. Sıkıcı ve bayıcıydı açıkcası. Okunsada olur ,okunmasada bana göre. Bora'nın kitabını ummuyorum ama alırım belki.
Yazarın dili 1. Tekil. İlhami anlatıyor olayları. Hayal gücümü çok zorladı çünkü İlham'i diyince benim aklıma 45-50 yaşlarında göbekli, kirli sakallı, kel, parlak takım elbiseli biri geldi :) İlhamiler kızmasın lütfen! :)

Başka söyleyecek bir şeyim yok... YORUM YORUM YORUM!.. - Ecem

20 Aralık 2012 Perşembe

Büyürken sizinle bir anımı paylaşmak isterim.

İlk önce amatör bir sayfa için 74 görüntüleme gayet iyi! O yüzden bu gün bir anımı ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Size çok ısındım :) Beni sevdiniz mii?? Bu arada baktım da, yorum istdim 2 tane yorum gelmiş... Şuan kar yağıyor, karşımda "Oku Beni!" diye bakan kitaplarım, kolam, cipsim, çikolatam ve sıcak çikolatam beni beklerken, camdan karın yağışını izlemek varken ben size yazı yazıyorum. Karşılığı bu mu? Çok üzüldüm. En azından takip edin blogumu ya. Tirplendim yine :) :) :)

Neyse konuya giriyim; Şimdi bir arkadaşım var ve benim için çok çok değerli. Hmm, özel hayata saygı açısından buna bir ad bulalım.... Sarımsak? Evet evet ona Sarımsak (erkek) diyelim. Şimdi Sarımsak'ın bir arkadaşı var, ona da Muz (erkek) diyelim. ( Yemeklere aram süperdir :) ) Ben Sarımsak ile konuşurken hep yılışık olduğumu filan söylerdi, ben alınmazdım. Ama bir gün Muz'a ufacık bir şey yazdım. sorusuna cevap... Bana " Hayatımda gördüğüm en yılışık insanlardan biri Ecem mesela :))) " dedi. Bu sefer nedense üzüldüm ve ona sorduğumda meğerse Muz ile konuştuğumdanmış. Arkadaş edinmek istemem ne zamandan beri 'yılışklık' oldu? Kırıcı bir durumdu. Açıkcası ben Sarımsak'ın yemeğe, yani hayatıma tat kattığını düşünüyorum. O giderse tuzsuz çorba gibi olur hayatım. Onu kaybetmemek uğruna Muz'dan uzaklaştım ama tabii bir defa kırıldı kalbim, ee Sarımsak'ta odunluk yapıp özür dilemeyince okulda dört döndüm tüm gün. Hak verin bana da. En sevdiğiniz insandan böyle bir şey duysanız ne hissederdiniz? - yorum alalım. Sonra bu beni üzmek istemediğini söyledi ama üzmüştü çoktan. Onarmayı başardı belki ama hala ufakta olsa bir yara var kalbimde.

Şimdi sizden ricam ne yapayım? Siz olsanız ne yapardınız? Benim gibi arkadaşlığa her şeyden çok önem veren biri olsanız neler hissederdiniz? Sizi sıkmak istem kendi olaylarımla. Sadece ne yapacağınızı merak ettim. Bunu okuyacağını da biliyorum, o yüzden soruyorum. Birazcık " Oğlum sana söylüyorum, kızım sen anla." gibi oldu ama yüzüne de lök diye söylemeye gönlüm el vermedi. Yardımınıza ihtiyacım var. Blogum sizinle büyüyecek. Desteğinizi hissetmek isterim. Eksiklerim veya hatam varsa (affola) söyleyin de düzelteyim. :) Bu gün bir de kitap özeti yayınlamayı planlıyorum. Takipte kalın.... Ecem.


18 Aralık 2012 Salı

Şeker Portakalı

Eveeet! Bu benim ilk yazım :) Çok heyecanlı!!!

Bu gün kendimi mi, yoksa kitapımı mı tanıtiyim bilemedim :) Yine sizi sıkmamak amaçlı en sevdiğim kitabımla başlıyorum. Çocuksu bir kitap gibi gözükse bile aslında yetişkinlerin de okuyabileceği bir kitap.

Şeker Portakalı
Yazar: José Mauro de Vasconcelos
Sayfa Sayısı: 200

Ben zaten küçüğüm de bu kitap çıktığında bayağı küçüktüm. 2005 basımı şuan elimde olan Şeker Portakalı. Annem okuyordu bana. Benim biraz sert bir yapım olmasına rağmen kitabın sonunda ağladım. Kavga ettiğinde bile ağlamayan ben, bir kitap için hıçkıra hıçkıra ağladım. Yaklaşık 9-10 yaşında annemi ikna etmem sonucu okudu bu kitabı bana. ( Okumam yazmam vardı o zamanlar konuyu saptırmayalım.) O okuduktan sonra 3 kere de ben okudum. Tavsiye ediyorum. Bunun devam serisi var Güneşi Uyandıralım filan ama onları okumadım çünkü hiçbir zaman çok beğendiğim bir şeyin devamı tatmin etmiyor beni.

Gelelim José bu kitabı nasıl yazmış ; Gayet iyi cümleler kuruyor, yabancı karakterler olması ise pek sorun yaratmıyor ve kolayca telaffuz ediliyor geneli.

Özet: Zezé adlı bir çocuk var. Henüz çok küçük ama onca ağır şeye göüğüs germiş. Bir şeker portakalı ağacı var. Hep onunla konuşup içini döküyor, onu çok seviyor. Tek yoldaşı. O sırada haylazlık yapan Zezé çocukların korkulu rüyası Portekizli ile iyi anlaşmaya başlıyor. Ona bağlanıyor ve babasından gördüğü şiddetin yerine Portekizli'den ilgi görünce ona ısınıyor. Ta ki .....

Okumayanınız yoktur diye düşünüyorum, varsada hemen okusun :) Umarım beğenmişsinizdir. Çok heycanlıyım ve kısa tutmak zorunda kaldım . Yorumlaırnız iyi de kötü de olsa bana iletin. Eleştiriye son derece açığım ama hakaretin de lüzumu yok. Düşüncelerinizi açıklayın lütfen, Ecem...